Türkiye’de Savunma Sanayii Tarihçesi

 Türkiye’de Savunma Sanayii Tarihçesi

Bir ülkenin ya da bir topluluğun kendini savunma ihtiyacına karşı geliştirdiği sistemlerin tamamına milli savunma denebilir. Dünyada, ülkelerin siyasi alandaki gücünü belirleyen unsurlarından biri olan savunma sanayiinde, yaşanan teknolojik gelişmelere paralel olarak değişime ve modernizasyona sürekli olarak ihtiyaç duyulmaktadır. Söz konusu değişim ve modernizasyon, sadece serbest piyasanın kendi dinamiklerinden oluşmamakta, aynı zamanda sektörün taşıdığı stratejik öneme istinaden ülkelerin sektöre doğrudan veya dolaylı olarak müdahalesi sonucunda gerçekleşmektedir. Ülkemizin jeopolitik konumu gereği ileri düzeyde önem gerektiren ve ihracat ile ekonominin gelişimine önemli ölçüde katkı sağlayan Türk Savunma Sanayisi de Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaçlarını karşılamaya başlamıştır.

Türkler Avrupa’lılardan bir şeyleri öğrenmeyi ve kendini geliştirme ihtiyacını ilk defa 1683 yılında II. Viyana bozgunundan sonra düşünmeye başlamıştır ve yenilenmeye ilk olarak ordunun modernleştirilmesi ve savunma sanayinin geliştirilmesi ile başlamaya karar vermişlerdir. Kısacası Türk ulusu yaklaşık 300 senedir milli savunma sanayilerini geliştirmeye çalışmaktadırlar.

Türkiye’de Savunma Sanayii

Türkiye Cumhuriyeti savunma sanayisinin gelişmesini aslında dört dönem olarak incelenebilir.

Birinci dönem 1923-1950,

İkinci dönem 1951-1975,

Üçüncü dönem 1976-2000,

Dördüncü dönem 2000-Günümüz.

1923-1950 Arası Dönem:

Ulu önder Atatürk askeri zaferlerin ekonomik zaferlerle taçlandırılırsa bir anlamı olur demiştir. Kurtuluş savaşında Osmanlı’dan kalma savaş sanayisini kullanan Türk devleti, Cumhuriyetin ilanından sonra sanayileşmeyi bir Devlet politikası olarak desteklemiştir. Devlet sanayileşmeye öncülük etmiştir. Silah tüccarları ve özel teşebbüsler artık piyasadan çekildi ve büyük sanayi kuruluşları devlet tarafından finanse edilerek inşa edildi. Savunma sanayisinde devlet 1950 yılına kadar savunma sanayiinin geliştirilmesini destekledi ve ulusalcılık politikası uyguladı. O yıllarda kurulan savunma sanayii kuruluşlarının neredeyse hepsi devlet kuruluşuydu, daha sonra en büyük ulusal savunma sanayii kuruluşu olarak Makina ve Kimya Endüstrisi Kurumu kuruldu. Savunma sanayiinin temelini geliştirmek için teknik eğitimlerin başlatılması ve gerekli teknolojik merkezlerinin kurulması desteklendi. Mesela ulusal havacılık sanayiinin kurulması için Ankara’da uçak ve motor fabrikası kuruldu, İstanbul Teknik Üniversitesi’nde uçak mühendisliği bölümü açıldı. Savunma sanayiinin millileşmesine ve özgün teknoloji üretimine o denli önem verildi ki, tasarım ve test çalışmaları için gerekli rüzgâr tünelinin 1947’de başlayan inşaatı 1950’de bittiğinde harcanan para, o günkü devlet bütçesinin üçte biri kadardı. (1)

1923-1950 Arası Dönem

1951-1975 Arası Dönem:

Türkiye, 1952 yılında NATO’ya üye olmuştur. Bu dönemde, ihtiyaç fazlası savunma teçhizatının müttefik ülkelerce hibe edilmesi, savunma ürünlerinin yurt içinde üretimini engelleyen önemli bir nedendir. Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ihtiyaç duyduğu silah, araç ve gereçlerin geliştirilmesi çabaları, Millî Savunma Bakanlığı bünyesinde 1954 yılında kurulan Ar-Ge Daire Başkanlığı ile birlikte gündemde tutulmaya çalışılmışsa da istenen sonuçlar elde edilememiştir. Bu dönemde Türk devleti savunma sanayiini geliştirme çalışmalarını terk etti. Mesela 1950’de yapımı tamamlanan rüzgâr tüneli neredeyse hiç kullanılmadı. Ana savunma sistemlerinin yatırımları yabancılardan yardım, borçlanma veya satın alım yoluyla sağlanmasına tekrar başlandı. Savunma sistemleri için özgün teknoloji üretimi tamamen ihmal edildi. ABD’nin Marshall Planı kapsamında Türkiye büyük askeri destekler almış oldu. Bu sayede Türk ordusu modernize edilmeye çalışıldı. Fakat gelen yardımların karşılığında Türk ordusuna danışmanlarda gelmiştir. Türk subayları bu olaylardan fazlasıyla etkilenmişlerdir. 1964 yılında Kıbrıs olayları sırasında, müttefik ülkelerden alınan savunma teçhizatının Türkiye’nin ulusal çıkarları doğrultusunda kullanılması ihtiyacı ortaya çıkmıştır; ancak ABD ve bazı müttefik ülkelerce çıkarılan engeller nedeniyle savunma ihtiyaçlarının karşılanmasında diğer ülkelere mutlak bağımlı hale gelinmesinin sakıncaları gözler önüne serilmiştir. Bu durum ise, Türkiye’de modern bir savunma sanayii altyapısının oluşturulmasına yönelik politikaların temelini teşkil etmiştir.

1976-2000 Arası Dönem:

1974 yılında gerçekleştirilen Kıbrıs Barış Harekâtı sonrası ülkemize ABD tarafından uygulanan silah ambargosu üzerine milli savunma sanayiinin geliştirilmesi için yeni bir girişim başlatıldı. Ancak bu girişimler belirlenmiş herhangi bir politika veya temellendirmeye dayanmıyordu. Türkiye’nin o dönemlerde sıkça yaşadığı döviz sıkıntıları ve politik istikrarsızlıklar istenen başarının elde edilmesini engellemiştir. Örneğin, Türkiye’nin bu dönemdeki silah ticaretine bakıldığında, 1982-1987 yılları arasında en çok silah ithal eden 20 ülke arasında olduğu, 1991-1995 yılları arasında ise birinci sırada yer aldığı görülmektedir. Yani bu dönemde Türkiye’nin, daha çok yabancı ülkelerden anahtar teslimi ithalat yapmayı tercih ettiği söylenebilir. Ancak, Türkiye’nin stratejik konumu, komşularından bazılarının Türkiye’den tehdit algılayıp aşırı derecede silahlanmaya gitmeleri, terör tehlikesi, Türkiye’de savunma sanayii alanında ulusal üretimin payının arttırılmasını zorunlu kılmıştır. Aselsan, Havelsan, Aspilsan bu dönemde kurulan askeri şirketlerdir. Yerli savunma sanayiini geliştirme konusundaki devlet girişimi ise askeri girişimlerden sonra MSB’ye bağlı olarak Savunma Sanayiini İdaresi tarafından başlatılmıştır. Türk savunma sanayiinin desteklenmesi amacıyla kurulan Savunma Sanayii Müsteşarlığının teknoloji konusundaki duruşu aynen şöyledir: “savunma sanayii için gerekli ileri teknolojilerin transfer edilmesinin mümkün olmayacağı ve transfer edilebilen teknolojilerde de, edinen taraf olarak, teknolojik gelişmelerin izlenemeyeceği kabul edilerek, en son teknolojiyi transfer edebilmenin ve teknolojideki gelişmeleri izleyebilmenin yolu olarak; yabancı üreticilerin katıldığı ve yerli ortakla birlikte üretimin her aşamasından sorumlu olduğu ortak yatırımları desteklemek.”(2)

Bu uygulamada ulusal teknoloji üretimi ve transfer edilen teknolojilerin millileştirilmeleri yok aslında. Cumhuriyet döneminin ilk savunma sanayii kurma girişiminde uygulanan ulusal savunma sanayii konseptinden vazgeçilip yerli savunma sanayiini geliştirmek olmuştur. Bu dönemde küreselleşmenin etkisi ile Türkiye’de ticarette serbest rekabet kuralı egemendi. Türkiye’nin yabancı sermayeye ve teknolojiye ihtiyacı vardı. Özel bir yasa ile yabancı sermaye özendirilmiştir. Sermaye çoğunluğu yabancılarda olmasına rağmen Türkiye’de kurulmuş her şirketi, Türk şirketi olarak saymıştır.

1976-2000 Arası Dönem

2000’den Günümüze Kadar Olan Dönem:

Türkiye 1990’ların sonunda 70’li yıllardan beri uygulaya geldiği savunma sanayisini geliştirme çalışmaları ile oldukça deneyim kazanmış oldu. Bu çalışmalardan edindiği deneyimlerin ışığında, bir politikaya ve stratejiye bağlı kalmak istedi. 20 Haziran 1998 tarihinde Bakanlar Kurulu’nun kararı ile Resmî Gazete’de yayınlanan “Türk Savunma Sanayii Politikası ve Stratejisi Esasları” Türk Savunma Sanayiinde yeni bir dönem başlatmıştır. Bu dönem ülkemizin savunma sanayii altyapısının ve teknolojilerinin istenen düzeye ulaştırılması açısından yeni bir atılım dönemi olmaya başlamıştır. Bu karar eğer uygulanabilirse, ülkemiz tarihindeki en büyük sanayileşme ve teknoloji sürecine girecektir. Bütün bunlar, bundan sonra Türkiye’de ulusal teknolojinin gelişebileceğini, yabancı firmalarla rekabet edebilir büyük ve güçlü ulusal savunma sanayii firmalarının oluşabileceğini gösteren olumlu göstergelerdir.

Bugün savunma sanayiinde sektörün öncü kuruluşlarından olan ASELSAN, dünyadaki en büyük 100 savunma sanayii firması arasındadır. Özgün teknolojilerle ürün üretme yeteneği yüksek olan ASELSAN ve bünyesindeki bazı kuruluşlar bugüne kadar yüksek maliyetlerle ithal edilen pek çok ürünün daha düşük maliyetlerle ve yüzde yüz yerli katkıyla üreterek silahlı kuvvetlerin hizmetine sunmaktadır. 35 ülkeye de Türkiye patentli ürünü ihraç etmektedir. ASELSAN’ın yanında TAİ şu an dünyanın en büyük askeri projelerinden birinin ana yüklenicilerindendir. Ayrıca tamamen yerli imkânlarla çeşitli uçak projelerini hayata geçirme faaliyeti içindedir. HAVELSAN ise uçuş simülatörü sistemlerinde dünyanın en iyi 12 firmasından birisi olarak kabul görmektedir. MKEK, ordunun patlayıcı mühimmat ihtiyacını önemli ölçüde karşılarken ihracat da yapmaktadır.

Günümüzde SSM, ulusal savunma sanayiinin geliştirilmesi amacıyla uluslararası alanda ortaya çıkan değişim ve teknolojik gelişmeler doğrultusunda sektöre rehberlik etmektedir. Bunun yanında, proje faaliyetlerini, sanayileşmeye yönelik birimlerin proje gruplarına aktif katılımı ile yürütmektedir. Böylece, bir taraftan TSK’nın ihtiyaç duyduğu modern savunma araçları sağlanırken diğer taraftan ülke savunma sanayiinin geliştirilmesi mümkün olmaktadır.

Kaynakça:

  1. “Atatürk’ün Emri ile Kurulan Ankara Rüzgâr Tünelinin Tanıtımı ve Kullanım Alanları”, Emel Özdemir, Murat Arda Çakmak, MSB Savunma Ar-Ge 98 Sempozyumu Bildiriler Kitabı
  2. 1991 Sanayi Kongresi, Savunma Sanayii Sektör Raporu, Kasım 1991, sayfa 43
  3. Emekli Tuğgeneral Aytekin Ziylan, “Türkiye’de Savunma Sanayii Tarihçesi”, Ulusal Strateji Dergisi, Kasım/Aralık 2001.

 

 

Ahmet Gündoğmuş

Related post

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.